İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İran’a bağlı “terör örgütlerinin” tüm liderlerini hedef aldıklarını açıkça dile getirdi. Geçen hafta yaptığı açıklamada, bu isimlerden hiçbiri için “hayat sigortası yaptırmayacağını” söyledi.

Bu sözler, İran’da dini lider Ayetullah Ali Hamaney’in ölümünün ardından ülkenin en güçlü isimlerinden biri olarak görülen Ali Laricani’nin de hedefte olduğu yönünde yorumlandı.

Laricani’nin meydan okuması suikastla sonuçlandı

Geride kalan günlerde Laricani’nin, Kudüs Günü yürüyüşleri sırasında Tahran sokaklarında kamuoyu önüne çıkması bilinçli bir meydan okuma olarak değerlendirildi. Bu hamle, Trump’ın müzakere ya da teslim olma çağrılarına sert bir yanıt niteliği taşıyordu.

Orta Doğu’da İsrail’e karşı bu tür açık meydan okumaların uzun vadeli bir hayatta kalma stratejisi olmadığı bir kez daha ortaya çıktı.

İran Ulusal Güvenlik Konseyi, Laricani’nin suikast sonucu öldüğünü doğruladı. Açıklamada, Laricani’nin oğlu ve korumalarının da saldırıda hayatını kaybettiği bildirildi.

İsrail’den yeni tehdit: Hamaney’i de bulacağız

Suikastın ardından İsrail ordusu tehditlerini sürdürdü. Ordu sözcüsü Tuğgeneral Effie Defrin, Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’i hedef aldıklarını belirterek, “Onu takip edeceğiz, bulacağız ve etkisiz hale getireceğiz” dedi.

Trump ve Netanyahu aynı hedefte mi?

Laricani’nin öldürülmesi, ABD Başkanı Donald Trump ile Netanyahu’nun İran konusunda aynı stratejiye sahip olup olmadığı sorusunu gündeme getirdi.

Batılı diplomatlara göre Laricani, Trump’ın olası bir anlaşma yapabileceği nadir İranlı figürlerden biriydi. Bu durum, suikastın diplomatik seçenekleri zayıflatmış olabileceği yorumlarına yol açtı.

Sistem içinden gelen güçlü bir isimdi

67 yaşındaki Laricani, İran rejiminin en köklü isimlerinden biriydi. Genç yaşta Devrim Muhafızları’na katıldı, tuğgeneral rütbesine kadar yükseldi ve devletin birçok kritik kurumunda görev yaptı.

Görevleri arasında devlet televizyonu başkanlığı, kültür bakanlığı, Ulusal Güvenlik Konseyi sekreterliği ve Meclis Başkanlığı yer aldı.

İran’daki siyasi sistemde yükselmenin yalnızca askeri başarıyla değil, ideolojik bağlılık ve organizasyon becerisiyle mümkün olduğu biliniyor. Laricani de bu yapının tipik bir temsilcisi olarak öne çıkıyordu.

Ne reformist ne de radikal

Laricani, Hasan Ruhani gibi reformist bir figür değildi. Batı düşüncesine hakimdi ve felsefe alanında doktora yapmıştı. Gençliğinde Immanuel Kant üzerine çalışmalar kaleme aldı.

Aynı zamanda İran siyasetinde etkili bir aileden geliyordu. Kardeşi Sadık Laricani yargı kanadında üst düzey görevler üstlenirken, diğer aile üyeleri de devletin çeşitli kademelerinde yer aldı.

Sisteme eleştirel mesafe

Son yıllarda Laricani’nin, Hamaney’in yönetim tarzına karşı mesafeli olduğu yönünde işaretler ortaya çıktı.

2024 yılında cumhurbaşkanlığına aday olmak istedi ancak beklenmedik şekilde seçim dışında bırakıldı. Bu kararın doğrudan Hamaney tarafından alındığı değerlendirildi.

Laricani’nin ayrıca Mücteba Hamaney’in liderliğe hazırlanmasına karşı olduğu öne sürüldü.

“İran’ın Delcy Rodriguez’i olabilir miydi?”

Trump’ın İran’da rejim değişikliği yerine sistem içinden bir isimle anlaşma arayışı gündeme gelmişti. Bu bağlamda Laricani’nin, Venezuela’da Nicolas Maduro’nun yerine geçen Delcy Rodriguez benzeri bir rol üstlenebileceği tartışıldı.

Laricani bu ihtimali sert şekilde reddetti. Trump’ı “Amerika Önce” yerine “İsrail Önce” politikasını benimsemekle suçladı.

Trump ise Laricani için “Onu tanımıyorum, kim olduğunu bilmiyorum” diyerek tepki gösterdi.

Yerine daha sert isimler gelebilir

Laricani’nin ölümü, İran’da daha radikal isimlerin önünü açabilir. Bunlardan biri, geçmişte nükleer müzakerelerde Batı ile anlaşmazlık yaşayan Said Celili.

Celili, Avrupalı diplomatlar tarafından “uzlaşmaz” olarak tanımlanmıştı. 2013’te görevden alınmasının ardından nükleer anlaşma mümkün olmuştu.

Tarih tekerrür edebilir mi?

İsrail’in geçmişte gerçekleştirdiği suikastların ters etki yarattığı örnekler bulunuyor. 1992’de Hizbullah lideri Abbas el-Musavi’nin öldürülmesinin ardından yerine daha radikal Hasan Nasrallah gelmişti.

Nasrallah, uzun yıllar İsrail’e ciddi kayıplar verdirdi. Bu nedenle Laricani’nin öldürülmesinin de benzer şekilde daha sert bir dönemi başlatabileceği değerlendiriliyor.

Kaynak: Gazete Oksijen