KKTC Dışişleri Bakanlığı, Rum Hükümet Sözcüsü Konstantinos Letimbiotis’in Kıbrıs’a ilişkin açıklamalarına tepki göstererek Türkiye’nin garantörlüğünden vazgeçilemeyeceğini ve Türk askerinin adadaki varlığının Kıbrıs Türk halkı açısından vazgeçilmez olduğunu savundu.
KKTC Dışişleri Bakanlığı, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Hükümet Sözcüsü Konstantinos Letimbiotis’in Birleşmiş Milletler Genel Kurulu öncesinde Kıbrıs meselesine ilişkin yaptığı açıklamalara yanıt verdi.
Bakanlık açıklamasında, Letimbiotis’in Kıbrıs’ın “garantiler ve işgal ordularından kurtulmuş, normal ve modern bir Avrupa devleti” olması gerektiği yönündeki sözleri eleştirildi. Bakanlık, Rum tarafının Kıbrıs meselesine ilişkin yaklaşımının Kıbrıs Türk tarafının siyasi eşitlik ve güvenlik konusundaki görüşleriyle bağdaşmadığını savundu.
Türkiye’nin garantörlüğüne vurgu
Açıklamada, Türkiye’nin garantörlüğünün Kıbrıs Türk halkının güvenliği açısından temel bir unsur olduğu ifade edildi.
Bakanlık, Güney Kıbrıs’ın son dönemdeki silahlanma faaliyetleri ve askeri iş birliklerine de atıfta bulunarak, Türkiye’nin adadaki varlığının Kıbrıs Türk tarafı açısından “olmazsa olmaz” olduğunu belirtti.
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da ağustos ayında yaptığı açıklamada Türk askerinin adadaki varlığını Kıbrıs’taki istikrar ve güvenlikle ilişkilendirmişti.
İki devletli çözüm vurgusu
KKTC Dışişleri Bakanlığı, kalıcı bir anlaşmanın iki bağımsız ve egemen devletin iş birliği temelinde mümkün olacağını savundu.
Açıklamada, KKTC’nin egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün teyit edilmesi gerektiği belirtilerek, bunun Kıbrıs Türk tarafının resmi çözüm yaklaşımının temelini oluşturduğu kaydedildi. Bakanlığın 21 Eylül tarihli bir başka açıklamasında da aynı politika yeniden vurgulandı.
Rum tarafının yaklaşımına eleştiri
Bakanlık ayrıca 1960 ortaklık devletinin 1963 itibarıyla sona erdiği yönündeki Kıbrıs Türk tarafının görüşünü yineledi ve Güney Kıbrıs’ın tüm adayı temsil ettiği iddiasını kabul etmediğini belirtti.
Açıklamada, Kıbrıs meselesinde kalıcı bir uzlaşma için tarafların egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü temelinde hareket etmesi gerektiği savunuldu.





