Yıllardır aynı nakaratı dinliyoruz: "Kaynak yok, para bitti, ekmek aslanın ağzında." Oysa biliyoruz ki; bu topraklar üzerindeki güneş, turizm, üniversiteler ve stratejik konum, aslında üzerindeki her bir cana onurlu bir yaşam sunmaya yetecek kadar zengin.

Peki, neden yetmiyor?

Neden bu küçücük ada yarısında refah bir avuç imtiyazlının sofrasında birikirken, halk kırıntılarla teselli ediliyor?

Tarladaki Kargalar ve Ambardaki Fareler

Lefkoşa’nın tozlu siyaset koridorlarında yankılanan o acı gerçekle yüzleşme vaktidir: Ekmek aslında herkese yetecekti; eğer sofranın etrafını kuşatan o doymak bilmez iştah olmasaydı.

KKTC siyasetinde, statükonun etrafında kümelenmiş, her yeni gelen hükümette tünedikleri dalı değiştiren ama gagalarındaki ganimeti asla bırakmayan yapılar, tarladaki ekmeği daha başak halindeyken kurutuyor. Kamu kaynaklarının, kurumların ve vakıf mallarının üzerine çöken bu "görünmez kemirgenler", liyakat yerine biatı, üretim yerine rantı koyuyor. "Bizim çocuklar" mantığıyla şişirilen kadrolar devletin ambarını içeriden boşaltırken; halkın hastanesinden okuluna kadar her hizmet birer birer çürüyor. Bu adada sadece dönemler değişiyor, zihniyet ise olduğu gibi yerinde duruyor. Gelen her yeni yönetim, kendinden öncekinin bıraktığı yozlaşmış mirası devralıyor ya da üzerine kendi tortularını ekliyor. Popülizmin, partizanlığın ve "bugün git yarın gel" bürokrasisinin yarattığı bu ahlaki erozyon, adeta bir miras gibi babadan oğula geçiyor.

KKTC’de dağıtım mekanizması kökten bozuktur. İhalelerin adrese teslim edilmesi, peşkeş çekilen araziler ve bir türlü bitmek bilmeyen "geçici" düzenlemeler, fırındaki hırsızın bizzat küreği tutan el olduğunun en somut kanıtıdır. Kendi kültüründe dürüstlüğü, yardımlaşmayı ve sivil nezaketi barındıran bu toplumun bağrından çıkan siyasetin; nasıl bu kadar kirlenebildiği, nasıl bu kadar halktan kopabildiği büyük bir yabancılaşma hikâyesidir. Bu yozlaşma, Kıbrıs Türkünün özünden değil, sistemin içine kök salmış olan o "harami" mantığından kaynaklanmaktadır.

Ambardaki Fareyi Temizleme Vakti

Ekmek hâlâ herkese yetecek kadar çok. Sorun ekmeğin azlığı değil, sofranın başında oturanların sınırsız iştahıdır.

KKTC siyasetindeki o kronik 'umutsuzluk' prangasını kırmanın tek yolu, sadece vitrini değiştirmek değil, mutfaktaki düzeni kökten yenilemektir. Hasada göz diken kargaları topraktan, ambarın altını oyan sessiz kemirgenleri ise sistemden temizlemedikçe; sofraya gelen ekmek hiçbir zaman tam olmayacaktır.

Bu sistemin yarattığı o karanlık tortulardan kurtulmadıkça, bu adada paylaşılan şey refah değil, sadece hüzünlü bir "hiçlik" olacaktır. Artık şikâyet etmeyi bırakıp, fırının anahtarını hırsıza teslim etmeyecek bir iradeyi gösterme vaktidir.